7 Mayıs 2009 Perşembe

Rahatt.. Hazır oll!

Bir şey için kendini hazır hissetmek.. Kendini hazır hissedememek.. Yani, yeni bir işe girmek için, birine aşık olmak için, veya mutlu olmak için, değişiklik için bir insanın kendini hazır hissetmesini beklemesi ne demektir? Böyle bir şey, bu fütursuz tereddüt insanlara ne getirir?

Kayısı ya da şeftali suyunu içmek için kendinizi hazır mı hissetmeniz gerekir yani?.. Dolapta gördüğünüz zaman alır içersiniz, odada genelde yarım bir şekilde kutusunda kalmıştır, düşünmeden bir bardak, yarım bardak içersiniz.. Ama vişne suyu öyle değil mesela, bakın işte onun için kendinizi hazır hissetmelisiniz.

19 Mart 2009 Perşembe

So what?

Böyle bir gururlu insan repliği geçer bazı filmlerde: Unutulanlar unutanları asla unutmaz!!..

Eee??

10 Mart 2009 Salı

Kapak

Arena'ya katılan Şahan Gökbakar'dan Recep İvedik ile ilgili eleştirilere Cem Yılmaz'dan beklenemeyecek düzeyde mantıklı cevaplar geldi. Siz dünyalılar nasıl diyor.. kapak oldu:

"Bu toplum yıllarca kocasından dayak yiyen Kakılmış adlı bir karaktere güldü. İçkici, kumarcı, koca göbekli bir anti-kahramana güldük senelerce...Şimdi neden Recep İvedik bu kadar eleştiriliyor"

Ardından da Uğur Dündar can alıcı bir soru soruyordu: Trt'nin yasaklı dönemleri ve program içeriklerine olanca önlemleri ve tedbirleri yozlaşmaya engel olabildi mi?

Kakılmış kötü bir örnek, zararlı bir örnek.. Recep İvedik ise zararlı olmayan kötü bir örnek ki güldürmek için pek de yadsınacak bir karakter değil sırf bu yüzden.
Geceleri her zaman daha farklı
Geceleri her duygu daha yoğun
Geceleri her şey daha mümkün

Eğer ki insanoğlu hiç uyumasa ve yorgunluk kavramı olmasa ya da 1 saatlik uyku yeterli olsaydı dünya çok farklı bir yer olurdu..

Ancak bu farklılık iyi yönde mi kötü yönde mi, buna henüz karar veremedim.

8 Mart 2009 Pazar

Kendinden kaçış yok. Kendimizden kaçmak için başka başka şehirlere gider ve başka başka kaderlere ortak olmaya çalışırız. Dostlarlayken kısa bir süreliğine bunu başarabiliriz ancak eninde sonunda kendimizle başbaşa kalmak kaçınılmaz olur. Yastığa başımızı koyduğumuz anda haftalarca belki de aylarca biriktirdiğimiz her şey zihnimizde canlanıverir.

Bizler büyüsek de bebekler gibiyiz. Onlar da ilgiyle –belki de sebebinin farkında bile olamadıkları -sorunlarını unutuverirler. Ancak o ilgi kesildiği anda ya da rutini sezdikleri zaman ağlamaya başlayıverirler. Bizler büyüdüğümüz(!) için olur olmaz yerde gözyaşlarımızı koyamıyoruz rahatlıkla, ama kendimizden hoşnutsuzluğumuzu başkalarından çıkararak hala büyüyemediğimizi kanıtlıyoruz.

Sorunları nihayete erdirecek olan çekip gitmek ya da arayışa girmekten çok sorunun kaynağına inip kökünden kurutmak. Kurutmaya çalışmak bile demiyorum ki bu bunda bile boşvermişlik var.

“Sorunlarım benim, onu kimseyle paylaşmam” demek ne kadar da mantıksız, onlara yol açanların çoğunlukla başkaları olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda..

9 Şubat 2009 Pazartesi

Erkek severse...

Aslında bu cümle genel olarak .. me yapmaz ki, peşinden koşar, her şeyi yapar, anırır bile bizim mahallede biri yapmış vb, vb.. ile tamamlanabilir. Vei zaten öyle yapılır..

Aslında herkesin atladığı bir nokta var, eksik kalan bir söz öbeği..

Erkek severse (ve kadın izin verirse) ne yapmaz..

----

Bu arada.. Mezun oldum, bir mühendis blogu okuyorsunuz artık :)

28 Aralık 2008 Pazar

Özgürlük üzerine yarım cümleler

Özgürlük.. Özgürlükk.. Özgürlük sonunda pişman olacağın şeyi yapmak demek değildir sayın okuyucu. Bunu bellemeli özgürlük arayan kimseler..

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kız veya erkek olmanız farketmez, sarışın kızın yanındaki esmer kızdan her zaman korkun.

11 Aralık 2008 Perşembe

Tastamam

Hayat nedir, aşk nedir, tecrübe nedir, bunlar nasıldır, nasıl kazanılır, nasıl kaybedilir, soyut mudur somut mudur, yenir mi içilir mi, koklanır mı dokanılır mı?..

Üniversite 2. sınıfta bir kızdan çok hoşlanmıştım. Onun da benden hoşlandığını düşünüyordum ve o da bana bu hissi verecek çok şey yapıyordu aslında.. Çok hızlı ve beni mutlu eden aramızdaki bu yakınlaşmanın zamanla bozulduğunu farkettim tam da ona birliktlik teklifimi yapmak için en uygun zamanı kollarken..

Zamanla msn de bana cevap verme aralığı fazlalaşır oldu, cep mesajlarıma bazen cevap vermiyor ve ona 2 ay boyunca beraber izlemeyi teklif ettiğim filme gitmemek için hep bir bahane buluyordu. İçimden bir taraf bu uzaklaşmanın sebebini açıkça baba söylüyor ancak bir tarafım da bütün bunlara mantıklı ve beni üzmeyecek cevaplar buluyordu. Bunda elbette kıızn beni tam da kestirip atmaması etkiliydi.

Hatta bir gün bir gazatede bir köşe yazısı bile okumuştum bununla ilgili. Böyle şeyleri kafanıza takıp aşkınızı zehirlemeyin diyordu. Tam da bunu okuyp hak verdiğim gün onu bir başkasıyla gördüm. En yakın arkadaşına sorduğum zaman da dönemin ortalarında çıkmaya başladıklarını söyledi. Aşağı yukarı terslikler sezdiğim zamanlarda.. Ona bunu söylediğimde "Sana belli ettiğimi sanıyordum" dedi bana..

Benimle ilişkisini, ona karşı hislerimi bile bile tam kesmemişti çünkü ilişkisindeki olası bir kazada elinin altında bulunmam yararlı olacaktı. Sahip olduğu alternatif ahlak anlayışı sayesinde de zaman zaman benimle alay edecek düzeyde olan benden uzak kalma ama tam da kopmama ilkesini çok da güzel uygulamıştı. Sevgilisine sadık,ancak onu seven birinden bağlarını da her ihtimale karşı tam koparamayacak kadar da ikiyüzlü ve içten pazarlıklı bir dürüstlüktü bu


Hayat budur işte.. Filmlerde, dizilerde aramayın..

Bunu okuyan sen, bunları yazan ben, komşunuz, arkadaşlarınız, ve hemen hemen herkes.. Erkek veya bayan.. Hepimiz böyle şeyleri yaşadık hayatımızda en az bir kez!

Görüyorum ben hayatımda olduğu kadar okuduğum blog yazarları arasında da.. Erkekler hep şöyle böyle, Kızlar hep şudur budur diye nidalar atıyorlar, savaş baltalarını çıkarıyorlar. Aptal yerine konmanın da, kullanılmanın da, aldatılıp kullanılmışlık hissine kapılmanın da,mağdur olmanın da cinsiyeti yok. E görüverin bunları..

Hayat işte tam da o italik yazı tipiyle yazdığım hikaye ve buna benzer hikayeler sonunda geleceğimiz adına çıkardığımız anlamlar.

Aramayın ütopik dünyalarda..

9 Aralık 2008 Salı

Arog

Arog: Cem Yılmaz düşünmüş ki ben Gora'nın gazıyla bir kitle yakalarım zaten. Sonra tekrar düşünmüş ki ben bir risk alayım ve filmdeki tüm esas esprileri fragmanlara serpiştireyim de bunun dışında esprim kalmıyor zaten, başka da çarem yok. Sonra sonraaa, tekrar düşünmüş ki ben bu filmi tam da bayram tatiline denk getireyim de izleyicim bir de ordan artsın, belki kotarırım.

Olmamış, olamamış, olabilememiş..

Samimiyetle söylüyorum ki Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu'na daha çok gülmüştüm.

8 Aralık 2008 Pazartesi



Bir kişi sohbet sırasında cocukluguna ne kadar cok inerse, loser'lığı da o kadar cok yüzeye çıkar.

demiş birileri zamanında..

7 Aralık 2008 Pazar

Kızılcık sopası

Açtım blogu yazımı yazıcam hamle ettim ama "giriş yapın" uyarısıyla karşılaştım. İnsana kendi blogunda yabancı muamelesi yapıyorlar muhterem dostlarım.

He ne olacak, yarın bayram olacak. Kurban Bayramları tüm şehirlerde ve kırsallarda et yeme şölenine dönüşecek. Akraba ziyaretleri ikinci gün başlayacak falan da filan..

Büyük şehirlerde misafirlikler bile olmuyor aslında. Toplu taşıma ücretsiz dostlarım Ankara'da laf aramızda, kulaklarınızı bedava sağır edebilirsiniz 50 yıllık otobüslerle. Kendi adıma bayramdan beklentim yok.. Normal günler gibi geçsin yeter demekten başka elimden bir şey gelmiyor. Bayramların sihri bozuldu benim gel-git dimağımda nicedir.

Böyle böylee, nası desem bazen hayatı dışardan AB Gözlemcisi gibi izliyorum. Sokakta falan yürürken sankim kimse beni görmüyor da ben onları görebiliyorum gibi rahatlık sahibi oluyorum.. Her şey oyun gibi geliyor, insanların yaptığı her şey, girdiği her durum, türlü atraksiyonları.

Bazen Güvenpark'ta dolmuş beklerken diyorum kendi kendime, ulan gideyim başbakanlığın oraya, sokaktan tüm gücümle bağırayım "yeter lan açın şu yuutub'u artık" diye, benden korkup tırsıp açarlar yuutub'u diye düşünüyorum..

Bir bar kavgasına karışmak istiyorum diye çemkirdim bi ara, herkes yapme,etme dedi, vazgeçtim. Ne yapalım, bara gidip ayran mı içelim :))

Bir de şuna inanın dostlarım, nerede çok çalışarak zengin oldum diyen biri var işte orada büyük bir yalan var..

4 Aralık 2008 Perşembe

Amaninn dedim kendi kendime dün.. depik mimlemiş beni.. İkinci kere mimleniyorum, heyecanlandım tabii.. Diyor ki bana, adım adım açıklamalarla:

Mim Şartları ( :))) )
- Kendinize en yakın kitabı alın.
- Sayfa 56’yı açın.
-5. cümleyi bulun.
- Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
- En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.

ahanda yazıyorum:

"Fred ve George'un yatak odasından gelen küçük patlamalar ise tamamen normal sayılıyordu."

"Harry Potter ve Sırlar Odası"

Ne, ne var..?! Harry Potter okuyorum ben :))

29 Kasım 2008 Cumartesi

San-at

Televizyonda yeni bir programın tanıtım filminde dış ses: Milyonları peşinden sürükleyen Ferhat Göçer yeni programı ve şarkılarıyla sizlerle!!

Oldu canım, oldu paşam.. Bu ülkede milyonları peşinden sürükleyen kaç adam çıktı lan şimdiye kadar.. Madem sürüklüyosun bir parti kur bari de oylar bölünmesin, blok milyonlarca oy.. Oy vermezsem Hıncal Uluç olayım..

Bir başka programda, yeni tutkum Yemekteyiz
programından gurme teyzeden inci: Aaa öyle demeyin, mangal yapmak da bir sanattır.. Yağını süreceksin(ıyy kuyruk yağı mı yoksa), balığı tavuğu dağılmadan tutacaksın, yüzlerini deiştireceksin, yelleyeceksin, başında bekleyeceksin..

Ee aynı mantıkla apartmanda evime çıkmak da bir sanat.. Öyle demeyin, otomata basacaksınız, duruşunuzu değiştirmeden bekleyeceksiniz, diyafondan kim o denirse cevap vereceksiniz, asansörü bekleyip, tam da zemin kata inince kapıyı açmalısınız, yoksa olmaz, sonra evinizin olduğu kata doğru bir şekilde çıkmalısınız, yanlış düğmeye basma lüksünüz yok, sonra anahtarla veya tekrar zile basıp evinize gireceksiniz.. Hadi bir ki üç: saatlerimizi ayarlayalım.. Zorlu işler bunlar tabii..

28 Kasım 2008 Cuma

Adamın biri bir diğerine hakaret ettiği gerekçesiyle mahkemeye çıkarılmış. Hakim duruşmada almış adamı karşısına ve demiş:

"Kardeşim davacıya devamlı aptal diyormuşsun, en sonunda dayanamayıp seni mahkemeye verdi, neden bunu yapıyorsun?"

Adam da hakime "aptal olduğu için" demiş ve eğer izin verilirse bunu kanıtlayacağını söylemiş. Davacıyı çağırmışlar, ve adam ona bir soru sormuş:

"Selimcim rica etsem bir koşu eve gidip benim evde olup olmadığıma bir bakabilir misin?"

Bunun üzerine adam hemen koşarak evin yolunu tutmuş.. Hakim kahkahalarla gülerken davalıya dönüp

"Hakikaten de dediğin kadar aptalmış hemen koştu gitti, insan evi bir telefonla arayıp sorar"

26 Kasım 2008 Çarşamba


Facebook başlığında bir link gördüm ekşide geçenlerde.. bunu paylaşamadan duramazdım :)))
Hararetli tartışmanın ortasına dalınır mı lan diego, naptın sen ya..


23 Kasım 2008 Pazar

3 vakte kadar değiştiriyorum blogumun görünümünü zartını zurtunu.. besleme blogu gibi renk yok desen yok bu ne ya..

genç bloggerlar rahatsız..

22 Kasım 2008 Cumartesi

mirabile dictu

Pek muhterem Yurttaşlarım, Türkiye’nin geleceği gençler;

Kız erkek farketmez, hepimiz en az bir kere yabancı sevdası temalı muhabbetlere kulak misafiri olmuşuzdur hatta bizzat kendimiz de yapmışızdır bu beyin fırtınalarını..
Sohbetlerde, veya çeşitli bloglarda ve sözlüklerde hep aynı şeyleri görüyorum. Önce kendi cinsimden başlayayım..

Efendim Türk kızları şöyle sevimsiz, şöyle burnu ve bilimum organları havada, gözleri ufuk çizgisinde, hepsi Galler prensesi sanki, vb vb.. klasik lakırdılarından sonra ilk başta slav ırkının birincil mensuplerı olan Rus kızlarına övgü dolu sözlerle meyletmeler geliyor hep. Ömr-ü hayatında rus ırkından biriyle bile tanışmamız erkek arkadaşlarımız bile bu rus sevdasına kapılmış durumda, yabancı kızlara karşı ilginç bir meyletme içindeler.. Yurdum erkekleri sanıyorlar ki yabancı kızlar ve özellikle Rus kızları ile Türk kızları arasında oldukça büyük farklılıklar var, onlar olağanüstü varlıklar ve kapris, iki yüzlülük, anlayış yoksunluğu ve samimiyetsizlik gibi davranış biçimleri ve huylardan hiçbirinde eser yok. Ancak Türk kızları ise yalan, kapris ve şımarıklık üretim merkezi. İlgi manyağı, paraya ve güce tapıyor, içleri gitse bile ilgilenmemiş gibi yapıyor, erkeklere potansiyel tecavüzcü gibi yaklaşıyor. İşte yok kardeşlerim öyle bir şey.. Yok hepsi zeki,çevik, ahlaklı ve yakışıklı erkek arkadaşlarım böyle bir olay..Hepiniz ful donanımlısınız zaten di mi yurdum delikanlıları?.. Kızlar dünyanın her yerinde kültür ve yetiştirilme tarzılarındaki nüanslar dışında aynı. Zaten de böyle olması gerekir. O yüzden bu tür üstün ırk hülyalarına dalmayın, etmeyin böyle güzel kardeşlerim..

Ve de kızlarımız.. Elbette erkeklerin taarruzlarına karşı elleri armut toplamıyor ya! Karşı saldırılarındaki Rus büyükelçiliğine siyah çelenk bırakma dışındaki en büyük argümanları aslında Türk erkekleri gibi Akdeniz erkekleri olan ve temelde fiziksel olarak çok küçük farklıklar taşıyan İtalyan ve Yunan erkekleri. En son bir blogda sevimli bir yazı okumuştum.. Bir hanım kızımız önce şöyle güzeeelce Türk erkekleri başlığı açmış, sonra bir alt kategoriler vermiş, 2’ye mi 3’e mi ne ayırmış kendi aramızda biz Türk erkeklerini.. En son da nasıl yemekten sonra tatlı olmazsa diğer milletlerden erkeklerin özelliklerini vermiş. Yunan, İtalyan ve Fransız erkeklerini yazmış bir güzel.. Allah aşkına kaç İtalyan erkeği ile tanışıklığınız var, kaç Fransız erkeği ile hasbıhaliniz oldu dostlar soruyorum size yahu açıkça.. Böyle böyle ütopik erkek hülyalarınız yerine, yurdunuzun karşı cinslerini hemen yaftalamak yerine biraz zora koşsanız kendinizi de karşınızdaki insanları tanımak için dakikalardan günlere terfi etseniz.. Güzel olurdu değil mi :)

Benim böyle genellemelerle işim olmuyor, Kız veya erkek farketmez, karşınızdaki insanı önce kız-erkek diye sonra da Türk kızı-Rus kızı, Türk erkeği-Yunan-İtalyan erkeği diye kategorize etmek ve karışık olan kafalarınızı iyice karıştırmak yerine, karşınızdakileri önce insan olarak alıp kişiliklerini ve huylarını da böyle değerlendirseniz fena olmaz mı? Olmaz olmaz.. Valla!

Annelerimiz, anneannelerimiz, babaannelerimiz ne diyor hep: “Allah iyi insanla karşılaştırsın işşşallah!..”


“Jedem das seine” diyorum.. Herkes hakkettiğini bulur manasındadır, google’lamayın..

16 Kasım 2008 Pazar

Fortuna Favet Fortibus

Ales tüm yurtta ve yavru vatan Kıbrıs'ta yapıldı. Heralde her yerde yapılmıştır. Ben girdim ordan biliyorum. Yıllar sonra katıldığım ilk Ösym sınavıydı.

Girdiğim üniversitede Ankara soğuğunu hesap etmemiş veya hesap edip de umursamamış yetkililer sayesinde 3 saat boyunca ceketle titreyerek boşlukları doldurdum. Çok çeşitli öğrenci profilleri vardı yine, değişen bir şey yoktu yani. 2 sıra önümdeki eleman pikniğe gelmişti yalnız.. Su, gofret, çikolata, baklava, börek tam takımdı. Ön çaprazımdaki kız sınavdan önce uyukluyordu.

Buz gibi soğukta,sınavın sonlarına doğru ayaklarımı hissetmemeye başladığım sınavlar bana neyi çağrıştırdı bir bilseniz. Bilin tabii..

Hayatta kalma mücadelesi gibi Ösym sınavları.. Her yolan eleniyoruz maşallah.. Bilgin olsa bile, soğukla imtihan ediyorlar. Havalar sıcakken de seni kolçaklı sıralara veriyor mesela cambaz gibi sınav yapıyorsun.Olmadı ilkokulda sınava giriyorsun kendini Gulliver sanıyorsun. Salon gözcün cins de olabilir nereden bileceksin. Her şey olabilir ya bu sınavlarda.. Florasan lamba bile düşebilir kafana tepeden..

Bir, ceyhan..
iki, denizli..

yok işte, o bu sınavda yapılmıyor..

Ales'e girin, sınavı yapın ve çıkıp hayatınıza devam edin.. Hatta sınavdan önce aklınızı başka bir şeyle oyalayın ki stres de yapmayın sınavla ilgili.. Şaka demiyorum..

Talih cesurdan yanadır dostlarım..

14 Kasım 2008 Cuma

Dudullu Postası


Sizi bilmem ama, Penguen alınca ilk baktığım köşedir Dudullu Postası.. Bu esprileri neden ben bulamıyorum daha önce diye imreniyorum.. Çok pis imreniyorum.. valla!


Duayen-Kıro köşe yazarı Asım Velioğlu'nun da tiryakisi oldum çoktan.. Ahanda yerel gasteniz:
------------------------------------
Birileri yine düğmeye bastı...

DUDULLU KARIŞTI...

"zile basmayın çocuk uyuyoo" yazan zile birileri basmış...

Kadın bi çıktı nası küfrediyo...

Yerlere nası attı kendini,çıldırdı...

bi de frikik vermesin mi ?...


BASINA SALDIRI
fotoğraf makinemizi kırdılar... 8 MEGAPİKSELDİ..


magazin bölümü de harikadır:

" şok! minübüs şöförünün yan koltuğuna kız oturmuş. "


" dudulluda aşk başkadır.. iki sevgili çok pis dayak yedi! "


" dudullunun balkona çıkıp havlayan delisi gecelere renk katıyor"


" halı yıkayan güzeller yürek hoplattı!",


"dudulluda yaz bir başka! simit saraylarında yüksel desibel yabancı müzik dinleniyor, gençler parkları dolduruyor!"

" yaz geldi kadınlar kapı önlerine, balkonlara üşüştü! dudullu postası en seksi kızı sizin için seçti!"
" yufkacının üst katında oturan teyze yine verdi veriştirdi!


birine kızmış yine galiba. ne dediği anlaşılmıyo ki anca bağırıyo! "

" şok! hayri kıran'ı hiç böyle görmediniz! bıyıklarını kesince götüme benzemiş. "