5 Mart 2007 Pazartesi

3 Mart 2007 Cumartesi

Çam fıstık ağacı ve şimşek
Ben insanların ve hayvanların boylarını aştım
Ve konuşuyorum, kimse konuşmuyor benimle, şaştım.
Ben çok yalnız büyüdüm ve çok yükseğe çıktım
Bekliyorum, neyi bekliyorum ki, neye acıktım?
Bulutların tahtı bana çok yakın diyorum
İlk çakacak şimşeği bekliyorum

Nietzsche



Bugün yağmurun hangi saatte başladığını bilemiyorum, Öğlen 2’de kalkabildiğimden sonlarına yetişebildim ancak. Karın yağmasını her zaman için yağmura tercih etmişimdir; ama bugün yağmurun yağması garip bir huzur veriyor gibi. Bugün evden çıkmamam da etkiliydi tabii ki bunda: Yağmuru uzaktan izlemek, yağarken ondan kaçmaktan çok daha güzel. Güvende olduğunu bilip, “içerden” bir yerlerden izlemek, üzerime çamur sıçratacağı korkusunu yaşamaktan daha güvenli. Islattıklarını ve ondan kaçmaya çalışanları izlemek üzerinize şakır şakır boşanıp, sizi sırılsıklam ve sersem yapmasından daha bir akıl kârı…

Hayali ve akla getirdikleri, gerçeğinden pek daha heybetli ve heyecanlı…

Doğru olabilir mi, yoksa sadece benim mi kafam karışık ve saçmalıyorum?
Öyle mi acaba gerçekten, Yoksa ben mi fazla yorgunum?
Değer mi ıslanmaya, sırılsıklam kalmaya, yoksa ben mi gereğinden çok abartıyorum?

Bu gibi sorular aklıma takılı; yağmur dindikten sonra bile…

28 Şubat 2007 Çarşamba

Herkese güven, sonra da kartları kes

Aklımın kenarlarına takılıp düştüğüm, bilincime kök söktürdüğüm, ve aslında kendime haksızlık ettiğimi anladığım zamanlar bunlar… Şunu da tasdikledim: ruhun yorgunluğunun olduğu yerde fiziksel yorgunluklar epey hafif kalmakta

İd’m ile super ego’m güreşmeye başlasa bir anda kavgaya başlarlar bana kalırsa. “Yeter artık senin isteklerin, hayvan mısın nesin” der super ego; ama id de altta kalmaz: “Senin yüzündendir insanlardaki mutsuzluklar, bana karışamazsın budala, bana ne herkesten, beni mi gözüne kestirdin” Ego da uzaktan izler kavgayı. “Aman yapmayın etmeyin” gibisinden bişeyler mırıldanır ama, epey basiretsiz; kavgayı ayıracağına izler gibi sanki… İd kendine çok güvenir: “Ancak zırhımı çizersin sen, ben ölmem ki, yok olmam ki”

İnsanlara aşırı güveniyorum, bazen gözü kapalı inanıyorum saf köylüler gibi (saf köylü kaldı mı yaa) Tamam güvenmek güzel şey (belki de tehlikeli) ama güvenim boşa çıktığında, ne bileyim, yalan- dolan ekürisi işin içine girince soğuk terler döküyorum. Gözüm kapalı inandığım, güvendiğim, değer verdiğim o tüm insanlar –her kim olursa olsun- benim gözümde alçalıyor, kalbimdeki yerleri de 3-5 kademe düşüyor, soğuk memleketlere tayinleri çıkıyor bir anda. 6 . mı 30. his mi dersiniz artık, yalan söylendiğinde bunu hemen anlıyorum. Sanki sadece benim bildiğim bir tarifi var, hemen anlıyorum. Boğazımda bazı şeyler düğümleniyor, o insan çok değer verdiğim biriyse kendimi öyle kötü hissediyorum ki. Bu, benim kalbimin ısındığı yerlere kovalarca soğuk su dökmek gibi bir şey. Yavaştan uzaklaşıyorum o mahalden…

Dürüst olmayan insanlara karşı tepki vermemek gibi bir lüksüm olmadığına inanıyorum.. Benim de kırmızı çizgilerim var, yapmacıklık, yalan, ve beni küçük düşürmeye çalışanlara karşı pekala Ayşe’yi tatile çıkarmakta tereddüt göstermem. Güvenmek gitgide zorlaşacaksa hayatta, ben de nesli tükenen böyle insanları başımın tacı yapmalıyım; güvenmek istiyorum, hem de çok…

Aman çok serzenişte bulundum di mi, bugün labda çok gümüş boya soludum ondandır…

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...

William Shakespeare

18 Şubat 2007 Pazar

Kedidir kedi...


Gecenin 11 buçuğu otobüs dolmuş veya beni eve bırakacak herhangi bir taşıtı beklerken bir çiftin eril kişisinden duyduğum şoke eden tespit:

k-çok başıboş köpekler var ya burda hayatım..
e- evet bitanem ya, ama eve bi tane almak lazım çok sevimliler; hani vardı bi tane köpek türü, bi gözü mavi bi gözü kahverengi; beyaz...

16 Şubat 2007 Cuma

Birler ve sıfırlar...

Üniversitenin birinde hocanın biri derse girmiş. Onun derse girişini takmayan öğrenciler bağırış çığırış ve uğultuya devam ederlerken hoca tahtaya kocaman bir 1 rakamı çizmiş. "Bakın" demiş "Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey." Sonra 1'in yanına bir 0 koymuş.uyor: "Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik 1'i 10 yapar". Bir 0 daha koymuş. "Bu, tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz". Sıfırları böyle uzatmış: Yetenek, disiplin, sevgi... Eklenen her yeni 0'ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini söylemiş en sonunda. Sonra eline silgiyi alıp en baştaki 1'i silmiş. Geriye bir sürü sıfır kalmış. Hoca sert bir ifadeyle: "Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir" diye bağırdığında sınıfta çıt çıkmıyormuş...