23 Mart 2008 Pazar

Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldırgan yüreklilik: ölümü dahi öldürür o; çünkü der: "Bu muydu hayat? Peki öyleyse! Bir daha!"

Nietzsche

Dün akşam okuldan Sıhhıye servisiyle dönüyordum. Eski maltepe pazarının oradaki durakta inecek ve Güvenpark'a gidecektim her zamanki güzergahların biriydi bu. Ama bir değişiklik yaptım ve her zamanki gibibir çay bahçesinin arasındaki yoldan gitmek yerine az daha yürüyüp aşağıdan saptım ana kaldırıma.. Küçük bir değişiklik yaptım yani. Yürürken yolun karşı tarafını da seyrediyordum bir yandan. 3 senedir az çok yürümüşlüğüm olan bu güzergahtaki hiç bakmadığım karşı kaldırım ve dükkanlarına baktım arada.. "monamour night club-gazino", "şela halıcılık", "Onur çarşısı" ... İlk kez görüyordum bunları. İçimde anlam veremediğim bir kendine güvenle yürüyordum. Ufak bir değişiklik mi yapmıştı yani bütün bunları? Öyleydi sanırım..

Sonra -hiç yoktan- yazdığım ilk aşk mektubunu hatırladım. Eve gelince tabii.. Kendimle yalnız kalırken düşünmedim yani. Hani filmlerde olur ya, kişi şöyle afilli bir uzak köşede kendisiyle yalnız başına kalır. Bir deniz kenarında yılık bir bankta veya ne bileyim ona benzer sükun bir yerlerde.. Hah işte öyle bir yerde değildim yani ve uzun uzadıya düşünmek için de öyle yerlere ihtiyacım yoktu. Sevmediğimden değil, böyle yerler bulduğum anda düşünmek adına tüm hevesimin kaçmasından..
Ne diyordum? evet evet ilk aşk mektubumdan.. İlk kelimesi kandırmasın, o mektup geçen dönem yazılmıştı daha. Tam olarak neden böyle bir şey yaptığımı da bilemiyorum. İçimden geçenleri kusmam gerekiyordu ve böylece rahatlamayı düşünüyordum sanırım.. İlk kez sevmiyordum ama ilk kez böyle hissediyordum. Kelimelerle aram iyidir.. O mektupta da iyiyidi. Ama mektubun cevabını bir hafta sonra kendi isteğimle almak zorunda kalmam da epey ağrıma gitmişti. Bunu mektubum haketmiyordu ve bundan da çok üzen şey yazdığım kızın da böyle şeyleri haketmediğini anlamam oldu. Ben değer vermiştim ve çok değer vermemin farkedilmesinden dolayı değer verilmemiştim. Bu olayı bundan daha iyi açıklayacak olanı inanın ki ödüllendiririm. Bundan sonra hayata tecavüz edesim geldi, sarhoş olup sonradan pişman olacağım şeyler söyleyesim geldi. Ama sonra küçük bir değişiklik oldu ve bir kızla çıkmaya başladım. Sonra da ufak bir değişiklik daha oldu ve her şey alabora oldu. Bitti. Bundan sarsılmadım bile. Kendimden nefret ettim bu yüzden. Neden üzülmedim bile? Aşk bittiği için mi, sadece sevgimiz şekil değiştirdiği için mi, çok kırıldığım için mi yoksa aslında ortada ikisi de olmadığı için mi?

Şimdi değiştiğime inanıyorum, en azından gerçekten sevince insan yapacağının sınırı yok ve her şeyi göze alıyor bunu yaşadım bunu öğrendim..

Değişmeyi göze almaya gerek olmadığını öğrendim. Farkında olmadan değişiyor insan çünkü, gözde büyütülecek bir tarafı yok.

Gözde büyütmemeyi öğrendim, çünkü korkuyu doğurup büyütüyor.

Korkmamayı da tam öğrenmeye çalışıyorum ve hiçbir dersini asmaya niyetim yok, dersin devam zorunlulugu olmasa bile..

25 Şubat 2008 Pazartesi

Yoklukta hiçlik

dune 2000
red alert 2
command & conquer

oynadığım tek-tük savaş oyunlarından bazılarıydı bunlar.. gerekli altyapıları hazırlayıp sonra da silah-asker-savaş aracı oluşturup düşmanlarınızın üzerine saldırma temalı oyunlardır bunlar genelde. Oynadığım hiçbir savaş oyununda hile yapmadığımı hatta hile kodlarını girmeden oyundan zevk aldığımı hatırlamıyorum. hiçbir zaman da bu tür oyunlarda hile yapmaktan dolayı kendimle dalga geçmedim, "bir oyunu da hileyle oynayamıyorum" diye kendime serzenişte bulunmadım. Hangi savaş zaten hilesiz kazanılabilir ki? Bunu soruyorum kendime.

Keza politika da öyle. Bu ülkeden gitmez isem şayet ve kalırsam, bunun tek sebebi kalıp politikaya atılmam olacak. Bir tür savaş zaten politika da.. Kirlenmeyi göze almak, eline kan bulaştırmak! Ne için? Temiz yarınlar ve temiz insanlar için.. Bunda herhangi bir ironi yok ve kalp krizi kadar ciddiyim açıkçası..

İnsanlar ne için savaşır? Özgürlük, adalet,sömürmek,kişisel hırsları için ulusları harcayan politikacılar, toprak,su,petrol,gelecek??

İnsanlar ne için politika yapar? Özgürlük, adalet,sömürmek,kişisel hırslar, gelecek??

Savaşan gibi politika yapan da kirlenecek.. Kirlenmek zorunda kalacak.. Bundan pişmanlık duymayacak.. Kendine alternatif bir ahlak anlayışı belirleyecek.. Her türlü pisliği yapacak.. Bu pislikleri kendi ulusunu pisliğe bulaştırmak için çabalayanlara karşı yapacak, ülkesinin insanının mağrur ve alnı ak yaşaması için yapacak. Bencil olacak ama bu bencillik bir tür bizcillik olacak- kendi insanı için bencil olacak. Sadece kendi insanı için.

Yoksa çok mu ağır konuşuyorum?

Devletleri yönetenlerin kirlenmesi gerektiğine inanıyorum. Çok büyük bir sorumluluk uğruna geri kalan her şeyin bir hiçliğe terkedilmesi gerektiği kiminize akıl dışı da gelebilir.. Barış-ülkelerin kardeşliği, birliği ve huzur gibi iddialarla gelebilirsiniz bana. Peki bu klişe yargıların insanımızın insanca yaşaması ve Dünya üzerinde başı dik dolaşmasına olan etkisi ne derecede? Evrensel bir iyi-kötü tanımının olmadığı, olamayacağı; siyah ve beyazdan çok grinin kol gezdiği bir dünyada, iyilik adına -kötülük edene- kötülük ve kısasa kısas taktiği pek de rezil gelmiyor bana. Zira, dişini gösermeyen aslanlarla fareler bile alay edebilmekte.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Sozluk

www.odtusozluk.net

"spooky" nickiyle yeni başladığım ve uğruna blogumu bile ihmal ettiğim bir oluşum.. Girdiğim her entry'm sonunda acaba beğenilecek mi, kimden yorum gelecek diye heyecan duymaya başlayalı bırakamıyorum.. Mesaj kutuma ve entry'lerime oylarla birlikte bazen gelen yorumlara bakmak beni neşelendiriyor.

Bilkent Koza'nın 3. sayısı da bu pazartesi ellerinizde olacak.

Yeni başlayanlar için avuntu

" Ne kadar aptalız, hayat yanıbaşımızdan akıp gidiyor. Ne kadar geri çevrilmiş davet, ne kadar söylenmemiş söz ve ne kadar karşılaşmamış bakış var..."

-- Cahil Periler --

İçimizdeki ses bazen gerçekten de doğru olanı ve yapmamız gerekeni söyler. Kalbimizde, hislerimizde ve açıklamasını getiremediğimiz gizemli bir şekilde, bir rahatsızlık duyarız ve kendimize "gerçekleştirmeliyim bunu kesinlikle" deriz.

İçimizdeki ses yapmamız gerektiğini söyler ama nasıl yapabileceğimiz konusunda pek de cömert değildir nedense.. Zor kısımdır asıl bundan sonraki: Nasıl?

"Nedeni olan nasıla katlanır" der Nietzsche.. Peki katlanamıyorsak ne olacak? Avuntu? Keşke'ler?

Hayallerinin peşinden gitmeyi göze alan insan, hayalkırıklığını da aşağılanmayı da hafife alınmayı da ve ket vurucuları da gözönünde tutmalı.. Nasıl söyleyeyim; bir tür temiz kalbin yaratıcılığına sarılmalı.

22 Ocak 2008 Salı

Hayatımız boyunca, şu ana kadar, kim bilir bizi mutlu edecek kaç fırsat elimize geçti; kaçını değerlendiremedik; kaçını değerlendirecek cesareti kendimizde bulamadık; kaçı için çabalayamadık ve en acısı kaçının farkına bile varamadık..

16 Ocak 2008 Çarşamba

ama ben seni..

http://www.yedigunyildizlari.com/ygy/Profile.action?pUid=235

oylarınızı bekliyoruz :P

biliyorum iyi bir oyuncu değilim ama idare edin artık..

9 Ocak 2008 Çarşamba

finaller, hayat falan derken uzunca bir ara vermişim, hem de epey çok
ama..
benden umudu kesmeyin :)