16 Kasım 2008 Pazar

Fortuna Favet Fortibus

Ales tüm yurtta ve yavru vatan Kıbrıs'ta yapıldı. Heralde her yerde yapılmıştır. Ben girdim ordan biliyorum. Yıllar sonra katıldığım ilk Ösym sınavıydı.

Girdiğim üniversitede Ankara soğuğunu hesap etmemiş veya hesap edip de umursamamış yetkililer sayesinde 3 saat boyunca ceketle titreyerek boşlukları doldurdum. Çok çeşitli öğrenci profilleri vardı yine, değişen bir şey yoktu yani. 2 sıra önümdeki eleman pikniğe gelmişti yalnız.. Su, gofret, çikolata, baklava, börek tam takımdı. Ön çaprazımdaki kız sınavdan önce uyukluyordu.

Buz gibi soğukta,sınavın sonlarına doğru ayaklarımı hissetmemeye başladığım sınavlar bana neyi çağrıştırdı bir bilseniz. Bilin tabii..

Hayatta kalma mücadelesi gibi Ösym sınavları.. Her yolan eleniyoruz maşallah.. Bilgin olsa bile, soğukla imtihan ediyorlar. Havalar sıcakken de seni kolçaklı sıralara veriyor mesela cambaz gibi sınav yapıyorsun.Olmadı ilkokulda sınava giriyorsun kendini Gulliver sanıyorsun. Salon gözcün cins de olabilir nereden bileceksin. Her şey olabilir ya bu sınavlarda.. Florasan lamba bile düşebilir kafana tepeden..

Bir, ceyhan..
iki, denizli..

yok işte, o bu sınavda yapılmıyor..

Ales'e girin, sınavı yapın ve çıkıp hayatınıza devam edin.. Hatta sınavdan önce aklınızı başka bir şeyle oyalayın ki stres de yapmayın sınavla ilgili.. Şaka demiyorum..

Talih cesurdan yanadır dostlarım..

14 Kasım 2008 Cuma

Dudullu Postası


Sizi bilmem ama, Penguen alınca ilk baktığım köşedir Dudullu Postası.. Bu esprileri neden ben bulamıyorum daha önce diye imreniyorum.. Çok pis imreniyorum.. valla!


Duayen-Kıro köşe yazarı Asım Velioğlu'nun da tiryakisi oldum çoktan.. Ahanda yerel gasteniz:
------------------------------------
Birileri yine düğmeye bastı...

DUDULLU KARIŞTI...

"zile basmayın çocuk uyuyoo" yazan zile birileri basmış...

Kadın bi çıktı nası küfrediyo...

Yerlere nası attı kendini,çıldırdı...

bi de frikik vermesin mi ?...


BASINA SALDIRI
fotoğraf makinemizi kırdılar... 8 MEGAPİKSELDİ..


magazin bölümü de harikadır:

" şok! minübüs şöförünün yan koltuğuna kız oturmuş. "


" dudulluda aşk başkadır.. iki sevgili çok pis dayak yedi! "


" dudullunun balkona çıkıp havlayan delisi gecelere renk katıyor"


" halı yıkayan güzeller yürek hoplattı!",


"dudulluda yaz bir başka! simit saraylarında yüksel desibel yabancı müzik dinleniyor, gençler parkları dolduruyor!"

" yaz geldi kadınlar kapı önlerine, balkonlara üşüştü! dudullu postası en seksi kızı sizin için seçti!"
" yufkacının üst katında oturan teyze yine verdi veriştirdi!


birine kızmış yine galiba. ne dediği anlaşılmıyo ki anca bağırıyo! "

" şok! hayri kıran'ı hiç böyle görmediniz! bıyıklarını kesince götüme benzemiş. "

Feysbuk

Aman Allahım sayın seyirciler, facebook çılgınlığı tüm hızıyla sürüyorr, facebook'a yeteri kadar amele dolunca çıkacam diyenler var hala ama ben çıkmıyorum inatla!!

El emeği göz nuru kendi gruplarım var benim feysbukta hem, bazılarında süper geyik çeviriyor gençlik laf aramızda.. ahanda gruplarım:

Bilkent ÜniversitesiSinema Topluluğu:
http://www.facebook.com/group.php?gid=7618110879

bu grubun korsanını kurdu kompleksli gençlik daha sonra :))

Doğuştan sarhoşlar:
http://www.facebook.com/group.php?gid=23989281831

Bakımsız kızlara kamyon çarpsın:
http://www.facebook.com/group.php?gid=18222549465

Erkek gibi davranan kızlara gıcık olanlar:
http://www.facebook.com/group.php?gid=7434776578

Hülya Avsar'dan daha iyi tenis oynayabilenler:
http://www.facebook.com/group.php?gid=5283968726

Anakin Skywalker kötü değildi, çevresi kötüydü:
http://www.facebook.com/group.php?gid=5045724805

Alayına isyan inadına Nip Tuck:
http://www.facebook.com/group.php?gid=6614782641

Greatest Asshole of All Times: Christian Troy:
http://www.facebook.com/group.php?gid=15970030074

Ankaralı Genç Sinemacılar Platformu:
http://www.facebook.com/group.php?gid=90650150202

yerim ben gruplarımı..

12 Kasım 2008 Çarşamba

Eğlenceli insanın depresyonla imtihanı

Yeni yeni toparlanıyorum aslında.. Pazar gününden beri.. 2 saat boyunca ağlayıp sonunda da şişkin gözlerle uykuya daldım. Uyandığımda gözlerim yanıyordu tabii ki ve sanki kaderin boktan çarklarının bana verdiği mutsuzluk molasını bitirmiş gibi mutsuzluğum başladı.. Tam bir sinir boşalması idi sanki.. İçimdeki tüm öfkeyi, yalnızlığı, utancı, çaresizliği ve hıncı kusmak isterdim. Hala kendime tam gelemedim sanırım. Olsun artık kaşarlandım bir sonraki patlamaya kadar normali oynayacağım :)

Yazarak rahatlıyorum ben. Ve aslında bu günkü yazım kendim için değil bir blogdaşım için. Başlıktan da anlayacağınız gibi eğlenceli bir arkadaş bu..

Buhran anlarımda onun bloguna bir kere baktım ve onun da aynı şeyden muzdarip olduğunu gördüm. Siz okumayın diye blogunun linkini vermiyorum :)

Şu anda kazara bir psikiyatr ziyaret etsem, bana "maskeli depresyon" teşhisi koyardı. Nasıl dayandığımı bana sorsa da eminim şizofreni başlangıcı teşhisi koyabilirdi..

Benim ikimize ve diğerlerine teşhisim daha farklı aslında..

İçimizde bazen öfke, çaresizlik, masumiyet, kabullenememe, saflık, anlık mutluluklar, hayalkırıklığı ve kötülük çarpışıyor.. Bu çarpışmada kaybedeceğine inanmak istemediklerin -yaşadıkların yüzünden- kaybediyor gibi geliyor sana..

Hayalkırıklıklarının etkisi niceliklerinden çok sıklıkları ile yıkıcı oluyor biz zavallı insan türünde :)

Sonra da inançlarımızı sorgulamaya başlıyoruz.. Evet bunu yapıyoruz kendimize.. Başkalarının eksikliği, başkalarının kusurları yüzünden hatalıymışız hissine kapılıyoruz.. Değer vermenin yıprattığı, sevmenin zayıflık olduğu, iyi niyetin suistimal edilebilir olduğu üzerine de hıçkırıklarla tezler yazıyoruz.

Öfke nöbetlerimizin kurbanları da genelde bizi yaralamamış olanlar olur genelde.. Ailemiz değil mi?

Anlatabiliyor muyum?

Sana "dinlen" demem blogdaşım, "hayatından insan sil" de demem, "ilaç alma o ne öyle bu yaşta.." da demem. Hayata döneceksin tekrar, yapmaktan en fazla zevk aldığın şeyleri daha sık yapmaya başlayacaksın.. Bu kadar mı kolay? Evet bu kadar kolay :)

Teşhisi konmayan depresyonumla birlikte ödev yetiştirmeye çalışıyorum mesela ben, onunla birlikteyken otobüste angut şoför keyfine göre paso isteyince göstermiyorum- yerime geçerken arkamdan homurdanınca laf atıyorum, haftasonu halı saha maçına çağırılıyorum, bir arkadaşım senaryomu beğeniyor çocuk gibi seviniyorum..

"Parlamak için yanmak gerek" diyor depresyonların çocuğu Nietzsche :) Üzerinde bir düşün bunun ;)

not: cüretimi bağışlayınız efendim, ailenizin korsan psikoloğu olarak yazıyorum bunları :p Ama aklın yolu bir, aramıza dönmüşsün son yazınla..

4 Kasım 2008 Salı


Kitaplar insanın en iyi dostudur :))

31 Ekim 2008 Cuma

Nihilism vs Existentialism

-insan ne ise o değildir, ne oldu ise odur- diye yazmış biri bir sözlükte, existentialism'i savunurken..

"her tür otoriteye karşı çıkar hiçbir gücün birey üzerinde baskı kurmaması gerektiğini savunur." ve, "doğru ahlâk'ın olmadığını, gerçekleştirilen bir davranışın diğeri yanında doğruluğunun değil tercih edilebilirliğinin söz konusu olduğunu da savunan görüş. bir açıdan bakıldığında anarşizme kaçtığı düşünülebilir." diye tanımlayanlar olmuş nihilism'i, başka birileri..

Nietzshe ise nihilisme "en üstün değerlerin değersizleşmesidir. Yabncılaşma vardır. bu yabancılaşma nihilizmin sonunda ortaya çıkar, insanların kendilerine karşı yabancılaşmaları durumudur. nihilizm dünyayı yadsır ve buna bağlı olarak bu dünyayı yadsıyan, cennet-cehennemi yüceleştiren her din veya düşünce nihilizmle benzerlik gösterir. sonuç olarak insanı yabancılaştırmaya itmektedir" diye bir kulp takmış.

Birileri de bir sözlükte söyle tanımlamış nihilismi: "klasik felsefe sistemini bütünü ile reddeden,yadsıyan;sade bir tutumla bütün toplumsal düzene;aile ,devlet ve din otoritesine karşı çıkan;yalnızca bilimsel doğrulara sahip çıkan,cehaletin bütün kötülüklerin anası olduğunu savunan;hayattaki hiçbirşeyi önemsememin değil,anlam yüklediğimiz o hayat kaidelerinin o anlamlara layık olmadığını anlatmaya çalışan düşünce biçimi.."

Bir başka sözlük yazarı şöyle anlatmış existentialism hakkında aklında kalanları: "modern insan, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geliyor, oradan yuvaya, yuvadan okula, sonra da ya bir fabrika ya da bir büroya geçiyor. modern insan artık kendi yaşamını sürdürmüyor. ölümü bile kendinin değil çoğu kez."

Bir başka sözlük yazarı da demiş ki: "Sartre her şeyi bilen bir insan değildi,ama bildiği çok iyi bir şey vardı o da varolmak ile yok olmanın somut ya da soyutla ilgisi olmadığı..çoğu insan için varolduğunu zannedicilik ten ibarettir aslında,başkalarının gölgesinde,onların birikimi,fikirleriyle,onların kurallarına göre yaşıyorsan var değilsin, ham bile değilsin,yoksun."

Siz anlayın benim hangi akıma bağlı olduğumu artık..
Eve yeni geldim. Biraz ders çalışayım dedim başım ağrıdı, bıraktım. Aslında gelirken serviste kafamı şişiren mühendis muhabbetlerinden sonra aklıma öyle bir şey geldi ki bu adam bir daha otobüslere binmesin dedirtir sizlere..

Başım aslında serviste ağrımıyordu. Yanımda oturan ve her hallerinden meslektaşlarım oldukları belli olan öğrencilerin muhabbeti bezdirdi beni. Ders-sınav-hoca muhabbetlerini dinlerken hayatın sanki biz vakit geçirelim diye planlanmış bir oyun olduğunu hissettim birden.. Okul-dersler-meslek-iş-evlenme-çocuk çoluğa karışma-sonra onların sorumluluğu derken belli bir vakit geçirme programı gibi geldi bana. Ve sanki toplumun ve ailenin öyle bir baskısı var ki üzerimizde, bunların biri veya birkaçını reddettiğimizde normal bir hayatımız olamayacakmış gibi.. Böyle bir dayatma gibi geldi hekesin yaşadığı.. ne bileyim öyle işte..

Yani, herkes aynı. Okul muhabbetleri, dersane muhabbetleri, kız/erkek muhabbetleri ve dedikoduları, iş muhabbetleri, aile meseleleri, çoluk çocuk sorumlulukları ve muhabbetleri..

Böyle bir ortamda mı yaşamak zorundayım yani? Anlayamıyorum ve reddediyorum ya!

Bir de facebookta bir gün ansızın "Doğuştan Sarhoşlar" diye bir grup kurmuştum. İçmeden sarhoş sarhoş, melül melül bakıp hayatı umursamamak hoştur. Kaçan kovalanır çünkü, hayatı umursamadığında o peişinden koşuverir. Şımartır seni. Öyle bir şey.

Bir de arkadaşımın kurduğu grup var. "Geceyi sevenler". Seviyorum o grubu. Seviyorum geceleri çünkü. Karanlığı daha doğrusu.. Küçükken çok korkardım karanlıktan ben,sanki aydınlıktaki hemen hayatımızdaki canavarlardan daha da korkunçları çıkacakmış gibi korkardım. Salaklık işte.

Geceleri seviyorum. Daha özgür hissettiğim için olabilir. Geceleri insanlar daha rahat. Ben de öyleyim. Hoşuma gidiyor gece, çok seviyorum. Geceleri yazıyorum mesela, herkes uyurken benim zihnim çalışıyor, daha bir yaratıcıyım. Yarın güne bomba gibi başlayacağım diyorum, nasıl bir kendine güven veriyor.. Ha, bir de çığlığın rengi olsa beyaz olurdu..

Neyse zihnim 3-4 parçaya ayrıldı şimdi, sonra gelip uğrayım bir ara bloguma..