30 Ağustos 2007 Perşembe
28 Ağustos 2007 Salı
0 Yorum
İnsanlar her zaman sizden ciddiyet beklerler. Çünkü yazarlar, edebiyata bir şekilde bağlı olanlar ciddi,titiz ve her zaman mantık abidesi olmalıdır!! Genel kanı budur. O yüzden beni hayatında ilk kez gören sonra da yazılarımı okuyan insanlara edebiyatçıdan çok başka bir şey gibi görünürüm.
Blog yazmak ise moral bozucu noktalara gelebilir bazen. Siz yazarsınız, başkaları okur; buna karşı çıktığınız yoktur tabii ki. Bazı yazılarınızı beğendikleri de olabilir, beğenmedikleri ve karşıt görüşte oldukları da çıkabilir. Ben şahsen beni okuyanların olumlu da olsa olumsuz da olsa kendilerinde iz bırakabilen yazılarıma bir şekilde yorum bırakmalarını isterim. Çünkü okumak da yazmak kadar sorumluluk ister. "Şu yazın berbat olmuş çok kötü" de diyene kızmam, "şu yazın benim için önemliydi, bana moral verdi" veya "ilgimi çekti" deyip belkide daha farklı olan görüşlerini belirtmelerine de sevinirim.
Haksız mıyım :)
27 Ağustos 2007 Pazartesi
un attimo di pace
Böyle diyor Einstein ve haksız da değil... Bazen zaman akmak bilmez, saniyeler saat oluverir ve gözlerinizde büyüdükçe büyür. Her şey aynı ve monoton gelmeye başladıkça akmayan saatler çıldırtır insanı. Bazen ise günler o kadar çabuk geçer ki..
Ama bence, -yavaş da aksa hızlı da geçse- dakikalara ve hatta saniyelere sığacak o kadar şey var ki..
26 Ağustos 2007 Pazar
Billy Idol - Eyes Without a Face
i'm all out of hope
one more bad dream could bring a fall
when i'm far from home
don't call me on the phone
to tell me you're alone
it's easy to deceive
it's easy to tease
but hard to get release
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
got no human grace your eyes without a face.
i spend so much time
believing all the lies
to keep the dream alive
now it makes me sad
it makes me mad at truth
for loving what was you
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
got no human grace your eyes without a face.
when you hear the music you make a dip
into someone else's pocket then make a slip.
steal a car and go to las vegas oh, the gigolo pool.
i'm on a bus on a psychedelic trip
reading murder books tryin' to stay hip.
i'm thinkin' of you you're out there so
say your prayers.
say your prayers.
say your prayers.
now i close my eyes
and i wonder why
i don't despise
now all i can do
is love what was once
so alive and new
but it's gone from your eyes
i'd better realise
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
les yeux sans visage eyes without a face
got no human grace your eyes without a face.
such a human waste your eyes without a face
and now it's getting worse.
20 Ağustos 2007 Pazartesi
Dr. Jekyll and Mr. Hyde
Bütün bu düşünceler ne zaman aklına geldi derseniz, gece 2 gibi bisikletle arkadaşlardan dönerken gölgemin ikiye ayrıldığını gördüm. Tüm bir yılım gözümün önüne geldi. Tanıştığım insanlar ve girdiğim ortamları hatırlayıverdim.
Hem bir de evimizin önündeki 2 rakip mekan var. Biri devamlı içip dağıtılan bir cafe, 70 metre ilerisindeki de kendi kendine yeten çapta bir Türkü evi. İlk haftalarda ben bu türkü söyleyen adamı döverim dedim kendi kendime. Tsunamiler çıksa da sazını alıp götürse diye az düşünmedim değil.. Ama 2 gündür aynı repertuarını dinliyorum. Artık ezberledim ve geniş bir halk müziği dağarcığım var. Hoşuma da gitmeye başladı bedava konserleri.
Şimdi de türküde “ne de olsa kışın sonu bahardır...” diyor; ama işin ironik yanı, yazdayız daha....
11 Ağustos 2007 Cumartesi
They won’t go when I go..
Ve bizler de yozlaşmışlığın ortasında sofuların ve din tacirlerine ve gerizekalılara sıfır hayatlar sürerken böyle basit gerçekleri dile getirmekten bile çekiniyor; cahillerin, asalakların asla kaybetmememiz gereken hür iradelerimize sahip olma çabalarına seyirci kalıyoruz.
George Michael- they won’t go when I go
;)
Arkadaşla konuşuyoruz. Arada ona şöyle dedim: “Msn’de seni biri ekleyince onay için ekranın sol üst köşesinde bir anda, sessizce beliren şeyi çok seviyorum.” Onun da hoşuna gidiyormuş. Ama o çok daha farklı bir perspektiften baktı benden iyi bakmasın: Sanki yeni bir arkadaşla tanıştırılmak gibi! Ya gerçekten epey hoşuma gitti benzetmesi. O menü hiç değişmiyor. Yıllardır formatı aynı ama çok seviyorum ben o menüyü. Aynı heyecanı duyarım ne zaman belirse ekranımda. Keşke her şey onun gibi ilk günkü heyecanı verse di mi?
Yangında ilk beni kurtarın :P
